Deprem

   Dun sabah, sosyal medyadan Turkiye'de deprem oldugunu öğrendim. Maalesef, güzel Izmir'de 7.1 şiddetinde deprem meydana gelmiş. Izmir ve cevresinde hissedilen deprem, Yunanistan'nin bir adisini da etkilemiş. Depremle ilgili haberlere bakarken, kendi yasadigim deprem aniları ve o anda hissettiklerim gozumun önünden bir film gibi gecti.

   1999 yilinin sıcak bir Ağustos akşamı, Pera Palas Oteli'nde stajını yapan bir gençtim. Isten  personel servisiyle eve gelmem gece 24:00 'u geçerdi. Sevgili babacigim ve anneciğim boğaz manzaralı teraslarında caylarini yudumlayarak yaptıkları sohbetler eşliğinde hep beni beklerlerdi. Benim servis binanın önüne yanaşınca, babacım hemen ayağa kalkar ve el sallayarak "Hoşgeldin" derdi. Ben, daha merdivenleri hızlıca çıkarak besinci kata ulaşmaya calisirken, canim annem cay bardagimi doldurmuş olurdu. Heyecanla, o gun işyerinde yasadiklarimi anlatmami isteyen babama, gununum özetini geçerdim. Bir saat filan birlikte sohbet ettikten sonra uyumak icin odalarımıza geçerdik. Benim odam ile ebeveynlerimin odası yan yana idi. 90li yıllarda gencseniz, tabiki kulaga volkman takılmadan uyunmacagini bilirsiniz. Radyodaki siradaki sarkiyi, sevdiklerine gönderdikleri sarkilari ve mesajları dinleyerek gecen bir genclik kültürümüz vardi. Uyumaya tam dalmistim, aradan ne kadar surenin geçtiğini hatırlamıyorum lakin, bir gurultu ile birlikte yatagimin camin önüne dogru kayıp sonra geriye gelmesinin etkisiyle ne yasadigimi anlamadan ama çok büyük bir korku ile "Baba" diye bagirdigimi hatırlıyorum. "Baba" lakin bir taraftanda yataktan kalkmaya calisip, onların yanina gitmeye calisiyordum. Sanki çok kotu bir şey oluyor ya da eve hırsız girmiş gibi hissediyordum. Kendi odamdan annemlerin bulunduğu odaya gitmem sanki çok uzun bir zaman almisti bu arada bagirtilar duyuyordum pencereden gelen sesler, uğultular... 



   Sonunda annemlerin odaya girebildim ve babamla annem ayağa kalkmislardi." Ne oluyor ? Ne oluyor? " diye soruyordum.  Onlar da bana 'Korkma, deprem oluyor" dediler. O  kadar çok sallanıyordu ki, yer  sanki ayağımdan kayıyordu. Babam, annem ve ben birbirimize sarıldık ve orada öylece ayakta duruyorduk. Agzimizdan dökülen dualar, salavatlarla birlikte  karanlıga boğulmuş, gurultulu  bir dünyadaydık. Tam olarak orada ne kadar birbirimize sarili bekledik hatirlamiyorum. Sallanti bittikten sonra, acaba ayni binada yasadigmiz abimler ve amcamlarin nasıl oldugunu merak ederek asagiya dogru merdivenleri inmeye başladık. Kuzenimin hamile esi, çok korkmuştu adeta kriz geçiriyordu annem onunla ilgilenip hemen asagiya inmesine yardimci oldu. Cok şükür herkes iyiydi. 

   Disaridaki manzara, tam bir kıyamet gibiydi. Herkes, binaları bosaltmis  caddenin karşı tarafına gecmis, kaldırım uzerinde oturuyordu. Komsular birbirlerinin durumunu soruyordu. Insanlarin yüzlerinde saskinlik, üzüntü ve korku okunuyordu. Telefon iletişimleri kitlenmiş, herkes sevdiklerinin nasıl oldugunu merak ederek ulaşmaya calisiyordu.Sadece bazı radyo istasyonları çekiyordu. Araba radyolarından, haberleri dinlemeye başladık ve depremin merkez ussunun Golcuk oldugunu, Adapazari, Gebze ve Yalova'da hissedildiginin bilgisini aldık. Iki hafta sonra dugunu olacak kuzenimin tasinacagi apartmanın binasında hasar oluştuğu, Istanbul'un Avcilar tarafında bir çok binanın çöktüğünün haberini aldık. Daha kotu ne olabilirdi ki diye düşünürken, bu kadar insan gecenin bu yarısında nerede, nasıl kalacaktı? Cocuklarin gözlerindeki korku ve hüzün hiç unutulacak gibi degildi. Semtimizde bulunan güzel bir parkımız vardi. Bir çok insan buraya gelmiş ve geceyi geçirmeye calisiyordu. Arabasi olan insanlar arabalarına geçip uyumaya başladılar. Biz ise, babamin birkaç gun önce aldigi kirimizi minubuse cocuklu olanların yerleşmesine yardimci olduk. Diger arabalara da bizler  yerleştik. Uyuyamiyorduk ama en azından dinlenmemiz ya da insanlarin kendilerini dinlemeleri gerekiyordu. 
   Rumeli Hisarustu'nde çok şükür büyük bir etki bırakmadı deprem. Herkes saglikliydi, yapılar  ve evler pek hasar görmedi. Ama akıllardan silinmeyecek bir hatıra  birakti 17 Ağustos Depremi. Hatırlıyorum, bir hafta boyunca insanlar evlerinde  rahat uyumadılar. Bir çok insan gunduz evinde vakit geçirip, gece parkta yatmaya başladı. Ayrıca arttici depremlerin şiddeti de yuksekti. Bazı insanlarda travma etkisi bıraktıgi icin insanlar gece evlerine girmediler...
Bu deprem, Türkiye tarihinin en büyük depremlerinden  biri olarak adini tarihe, "17 Ağustos Depremi" olarak bıraktı. Aldigi canlar, kaybolan cocuklar, biraktigi hatıralar hiç unutulmadı. Depremden sonra paylaşılan, anlatılan, yazılan çok etkili hikayeler paylasildi. 


   Ne yazik ki, bu depremde acil durum kurumlarının onemi anlasildi. Deprem uzmanlarinin, üniversitelerde bu ana bilim dalında calisan, araştıran eğitimcilerin her gun televizyonlarda yer aldigi haber programları yapıldı. Istanbul'da ve cevresinde olması muhtemelen baska depremler durumunda halk eğitilmeye calisildi, afet merkezleri kuruldu, her semtin afet aninda  toplanma alanları belirlendi.  Her gun haber kanallarinda boy gösteren siyasetçiler ve belediye başkanları yaptıkları faaliyetleri anlatmaya başladı. Vergi sistemine, deprem vergisi eklendi ve özellikle Istanbullular bu vergiye tabi tutuldu.
   Dünyanın her yerinde yayınlanan deprem haberinden sonra, ülkemize yardim eli uzandi. Hatta, donemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Sayın Bill Clinton ve esi Turkiye'ye gecmis olsun ziyaretine geldiler. Deprem bölgesini ve zarar goren insanlarin kaldigi, cadir kenti gezdiler. 17 Ağustos Depremi, 18.373 cani almakla beraber  48.901 vatandasimizi yaraladı.Yaklasik 16.000.000 insan, depremden değişik düzeylerde etkilendi. 600.000 vatandasimiz evsiz kaldı. Bu nedenle, Turkiye'nin yakin tarihini derinden etkileyen en onemli olaylardan biri olarak tarih sayfasında yerini aldi. Butun Marmara Bölgesi, Ankara ve Izmir 'e kadar hissedilmesi ve şiddeti nedeniyle son yuzyilin en büyük depremlerinden biri oldu.




   Aradan 20 koca yıl gecmesine rağmen, hala deprem ile ilgili çok ciddi bir adim atildigini ne yazik ki söyleyemiyoruz. Insan hayatinin ucuz olmadigini biliyoruz ama insana yatırım yapmiyoruz. Deprem afet yerlerinde, insanların nasıl toplanacağını, ya da hastahane gibi onemli binaların nasıl bosaltilmasi konusunda ne yazik ki bu kurumlarda calisan insanlara ne eğitimler veriliyor ne de önlemler alınıyor. Yapılan binaların ya da inşaatların denetimi ne derece yapılıyor bilemiyoruz. Afet anlarında, insanları bir alana toplayıp, çorba dağıtmakla acil durum yönetilmez. Insanlarin, guvenli ve huzurlu bir sekilde her mevsim kalabileceği alanlar belirlenmeli. Alternatif planlar geliştirilmeli. Gercekten, bizim kültürümüze aykırı gibi geliyor bazen organize olmak. Çünkü, hiç beceremiyoruz;  bizim kodumuza aykırı gibi planlı, programlı olmak. Sanki, kaos icinde yasamaya alismisiz ve bu bizi hiç rahatsız etmiyor. Çünkü, baskasini görmemişiz hiç dogdugumuzdan beri. Her deprem zamanı, gecmis olsun mesajlarının yaninda, halkin karsina çıkan siyasetçilerin alanı gezmesi ve bir kaç depremzede ile görüşmesinin uzerine, toplanan yardim eşliğinde yeni bir gundeme akıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bir daha deprem olunca, hatirlanan uzmanlar tekrar medyada yerini alacak, iki uc gun üzülen şöhretler ve bizler  bu durumu sosyal medyada paylasagiz, yardim kampanyalarına destek vereceğiz ve biz yine yeniden bir deprem haberinde buluşmak uzere hayatımıza döneceğiz...



Comments

Popular posts from this blog

Televizyon Programı Deneyimim

Yılın Anneleri: Bekar Anneler