Amerika'dan Bir Portre

Merhabalar, bu hafta sizlere bir hanımefendiyi tanıştıracağım. O, bana hikayesini anlattığında gözyaşlarımı tutamadan dinledim, o da kimi zaman hüzünlendi, kimi zaman duygulandı, kimi zaman sustu; birlikte süzüldü gözümüzden yaşlar, sadece sessizlik oluştu evimde.... Afrika’nın ortasındaki küçük bir ülkeden, Amerika'ya geliş hikayesi ile ilgili sorularımı yudumlanan türk çayı eşliğinde,tüm içtenliği ve samimiyeti ile cevapladi. Grace aslen Ruandali. Bu ülke coğrafi olarak küçük olmasına rağmen maalesef zor bir dönemden geçmiş. Hutsi ve Tutsi denilen iki ayrı Afrikalı grup oluştuyormuş bu ülkeyi.Bu iki grup arasında iç savaş çıkıyor. 1994 yılında ve sonucunda kardeş kardeşi vuruyor ve sonra ne yazık ki soykırım yaşanıyor. Grace, için işte bu hayatının en önemli ve zorlu dönemeci oluyor. Bu soykırımda gözlerinin önünde bir çok insanı kazılan kuyulara atılıyorken görüyor, ve üstelik de annesini de kaybediyor. Sonra babası Grace'nin de bu kuyulara götürmek istenirken,para karşılığı hayatını kurtarıyor. Fakat babası hem kendini hem de diğer aile fertlerinin başı derde girmesin diye Grace’i kapının önüne koyuyor. Çünkü Grace’nin yüzü diğer gruptaki insanlara benziyor. Sığınacak kimsesi olmadığı için annesinin bir arkadaşına yerleşiyor ve burada bir süre kaldıktan sonra da esirgeme kurumuna gönderiliyor derken, bir ailenin yaptığı para yardımı ile Nijerya' ya ingilizce öğrenmeye gidiyor. Burada yatılı okuyor ve yiyecek almaya gücü olmadığı bir dönemde de sadece su ve şeker ile beslenerek bir ayını geçiriyor...Arkadaşının biri,aradan geçen bu süre içerisinde Grace’nin yemek yemediğini anlıyor ve her gün boyunca kendi yemeğinin bir bölümünü okul sonuna kadar onunla paylaşıyor.Bu arkadaşıyla ilgili bir konu açıldığında ise, hala onun yaptığı iyiliği unutamadığını söylüyor... Nijeryadaki eğitimden sonra ise Amerika' ya gelmesine, bir arkadaşı ve onun ailesi yardim ediyorlar.Böylece Grace 'nin hayatında yeni bir dönem başlıyor... Bir çay sohbeti sırasında ona bazı sorular sordum ve Grace'de tüm içtenliği ve samimiyetiyle sorularımı cevapladı. Amerika’ya geliş hikayenizi kısaca anlatır mısın bize? Grace:Ruandadayken liseyi birlikte okuduğum bir arkadaşımın ve ailesinin yardımı ile Amerika ' ya eğitim için geldim. Bu arkadaşımın ailesi onu zaten buraya eğitim için göndereceklerdi.Benim durumumu da bildikleri için hem maddi hem manevi olarak bana yardım ettiler ve 2003 yilinin Aralık ayında Teksas'a geldim. Bu ülkede sana farklı, ilginç gelen şeyler nelerdi? Grace:Her şeyi ile çok farklıydı. Ne yapacağını bilmeyen karmaşık duygular içindeydim Mesela, havası çok değişik geldi. Soguktu bizim oralara göre. Tabi ben Teksas' da bir kaç kaldım okula devam etmedim orada çok pahalıydı.Amacım da zaten vaftiz ailemi bulmaktı. Onlara bir süre sonra ulaştım ve onların yaşadığı şehire geçtim.İlk geldiğimde çok soğuk geldi buranın havası bana. Çok zor oldu yemeklerine alışmam. Sadece Fransız ekmeği yiyebiliyordum. Başka bir şey yemek istemiyordum hiç sevmedim yiyecekleri her şeyin tadı farklıydı. Amerikaya gelirken ilk duyguların nasıldı? Ne gibi planların vardı? Grace: Buraya ilk geldiğimde eğitimimi tamamlayıp bir iş bulup, burada yaşamak istiyordum. Çünkü, burada hayat güzel görünüyordu.Afrika'da yaşamış biri olarak Amerika’da sanki herşeye ulaşmak daha kolay görünüyordu.Şimdi ise biraz farklı düşünüyorum. Aslında burada hayat daha zormuş. Bir başka ülkede tek başına yaşamak zor. Ayrıca kültür farkı da etkili. Bizim kültürümüzde insanlar hayatlarını bu derece özel yaşamazlar. Kendi ülkemde ise, akrabalık ve komşuluk ilişkileri de önemlidir. Birşeye birinin ihtiyacı olsa herkes yardım eder. Örneğin,kendi ülkemde ise, bir ihtiyacın olsa komşuların şeye her zaman insanlar sana yardım ediyor... Her zaman bir ailen ve akrabanın olduğunun farkına varıyorsun... Buradaki kültürde ise, yaşın 18 gelince çocukların evden gidip kendi özel hayatlarını yaşayabiliyorlar. Kız ya da erkek farketmiyor. Lakin benim ülkemde ise, çocuklarınız kaç yaşında olursa olsun evlenene kadar sizinle yaşar. Bazen burada öyle şeyler duyuyorum ki arkadaşlarımdan çocukları sözlerini dinlemeyince, çocuklarına 18 yaşına gelmeni bekleyemiyorum ki bu evden gidesin diyorlar.. Çok büyük bir fark bu... Burada çocuklar lisede çalışma hayatına atılıyorlar. Çocuklar ailelerine cevap veriyorlar. Yani çocuğuna bir şeyi yapmasını söylediğinde hemen karşılık veriyorlar ailelerine. Benim kültürümde ise, eğer annem ya da bana bir şey söylese ya da uyarsa hiç ağzımızı açmayız susarız. Üzülürüz odamıza gideriz. Bir diğeri ise, Amerikan kültüründe her şeyi insanların yüzüne söyleyebiliyorsun sanki hiç utanma yok gibi... Benim kültürümde ise tam tersi bu olay çok farkli genelde kibarlıktan bir kişi seni üzse bile, yüzüne söylemeyiz içimize atarız. Çocuğumun bu iki kültürde büyümesi beni kaygılandırıyor. Çocuğumun içine kapanık bir kişi olmasını istemiyorum.
Amerikalıların yabancılara olan davranışları hakkında ne düşünüyorsunuz? Grace:Farklı ülkelerden bir çok arkadaşım var. Üniversitede, gönüllü çalıştığım dernek sayesinde de dünyadaki birçok ülke ve kültürleriyle ilgili ama az ama çok bilgim var. Bazı Amerikalılar çok iyiler yabancılara karşı, bazıları ise burada ne arıyorsun diyen bakışları ile bakıyorlar yada sana soru sorabiliyorlar. Kimisi ise o kadar iyi oluyor ki, sanki senin ailen gibi yakın davranabiliyor. Sanırım, bu da eğitimle alakalı yada başka ülkelere seyahat etmek ile alakalı. Benim arkadaşlarımın çoğu başka ülkelerden Amerika' ya gelmişler ya da orjinal Amerikalı ama başka kültürlere de açık insanlar. Ruanda'da bildiğim kadarıyla müslümanlar var. Hiç tanıdığın müslüman var mıydı? Grace:Evet,çok doğru. Ruanda 'da müslüman komşularımız vardı. Benim bir dostum var hatta ismi de Cemile. En iyi arkadaşımdı ve şimdi de hala görüşüyorum. Yaşı on altı olunca başörtüsü kullanmaya başladı. Önceden sadece Ramazan ‘da başörtüsünü kullanırdı. Pilav yapardı ailesi ve zevkle yerdik. Ev ekmegi yerdik. Ben Cemile'nin namaz kıldığını biliyordum ama daha once görmemiştim. Ona sordum bir gün sen ibadetini yaparken izleyebilir miyim? diye o da izin verdi. Cemile,çok yardımsever olmasının yanısıra dinini de çok güzel yaşıyordu. Bu da beni düşünmeye itti. Onun gibi olmak istiyordum yardımsever ve eli açık... Kiliseye o donem gitmeye daha çok önem verdim ki dindar biri olayim ama kilisedeki yasananı şeyler hoşuma gitmedi. Kendi ülkemde beyaz insanların daha çok zengin olduklarını düşünüyordum bizden. Ama buraya gelince anladım ki beyaz insanlardan siyah insanlarin bir farkı yok. Türkiye diye bir ülke duymuş muydun daha önce? Grace:Ülkemdeyken bazı arkadaşlarımın babaları Türkiye’ye askeride eğitimi için gitmişlerdi ilk kez o zaman duydum Türkiye’nin adını. Peki,Türk insanını nasıl buluyorsun? Çevrendeki arkadaşlıklarında Türkler sana göre nasıllar? Grace: Üniversitede aynı ofiste çalıştığım bir bayan arkadaşım vardı.Çok nazik ve düsünceliydi. Şimdi de oğlumun okulunda bir öğretmeni aslen Türkiyeli.Her gün çocuğumu okula götürdüğümde dikkatimi çeken şey bu öğretmenin ne olursa olsun herkese gülümsemesi ve çocukların hemen onun etrafına doluşmaları.Tanıdığım, türklerin hepsinin ortak özelliği sanırım, yardımsever ve eli açık olmaları. Bunu her kültürde göremezsiniz. Bu beni çok sevindiyor ki çocuğumda bu kültürden bu yönüyle kendine değer katsın... Bir gün Türkiye’yi ziyaret etmek ister misin? Grace:Hem de çok. Neden olmasın belki birgün yolum açılır da o güzel arkadaşlarımın ülkesini yakından görürüm. *** Evet,sevgili gönül dostları... Sizlere bu hafta "Bir Portre" adı altında yakın bir arkadaşımı tanıttım. Herkesin bu röportajı okuyunca, çıkaracağı birkaç ders olduğunu düşünüyorum. Selam ve muhabbet ile, Olcay Uzun Ayata (05.06.2012)

Comments

  1. I love you Grace :) greetings from other side of the ocean :)

    ReplyDelete
  2. Blog sayfanıza "takipçiler" gadgeti eklerseniz, yazılarınız takip etmemiz daha kolay olur. Okuma listemize düşen her yayını daha rahat takip etme imkanımız olur:-)

    ReplyDelete

Post a Comment

Popular posts from this blog

Televizyon Programı Deneyimim

Yılın Anneleri: Bekar Anneler