Grace Röportaj 2
ilk röportajımızdan bu yana, yıllar geçti ve şimdi sizlerle Grace ile bu hafta sonu yaptığım ikinci röportajı yayınlıyorum. Geçen yıllar içerisinde bakalım Grace’nin hayatında ne gibi değişikler olmuş. Umarım sizlerde bu yazıyı okurken, bizim sohbetimiz sırasında aldığımız keyif ve mutluluğu alırsınız.
İyi okumalar diliyorum.
Öncelikle nasılsın? Pandemi süreci seni nasıl etkiledi?
Teşekkür ederim iyiyim. Herkes gibi hissediyorum. Bazen bu süreçte zorlanıyorum, bazen alışıyorum ama dışarıya çıkmak istiyorum, olmuyor eskisi gibi. Arkadaşlarımla birlikte dışarda sosyalleşmeyi seven bir insanım ama bunu yapamıyorum artık. Bu da beni üzüyor.
Korona olmadım ama yakın çevremden arkadaşlarım olunca cok üzüldüm. Özellikle, bu ülkeye geldiğimde yanında kaldığım biri sanki anne yerine koyduğum biri korona oldu ve şu an yoğun bakımda yatıyor. Onun için dua ediyorum çok. Pandemi süreci bana öğretti ki; 16 yaşında soykırımı
yaşamış biri olarak, kesinlikle hayatın önemini öğretti ve her şeyin hemen değişebileceğini ve de her şey ve yaşadığın her an için teşekkür etmeyi tekrar öğretti bana. Hayatimizdaki insanalrin degerini daha iyi anlamaliyiz ve onlara onlari ne kadar sevdiklerimizi söylemeliyiz, çünkü ne kadar ömrümüz olduğunu bilmiyoruz. Hayat çok kısa kesinlikle ve yaşamın tadini almalıyız ve de her şey için şükretmeliyiz.
Pandemi sürecinde öğretmen olarak okulda çalışmak nasıl?
Gerçekten eğitim alanında bu yıl
çalışmak çok güzel ama o kadar da zor bu yıl. Özellikle küçük yaş grubu çocuklar daha da zor. Çünkü küçük çocuklar, genelde gelip sarılıyorlar ama çocuklara bunu anlatmak zor oldu. Onlara fiziksel olarak yaklaşmamak zor geldi. Özellikle de uzaktan eğitim herkese zor geldi. Hiç bir şey eskisi gibi değil.Sınıfta sosyal mesafeyi sağlamamız çocuklara anlatması zor oluyor. Anlıyorum onları, üstelik teneffüste bile böyle olması çocuklar önceleri zor geliyordu. Çünkü benim öğrencilerim 5 yaş grubu. Gerçekten hepimizi her yönden zorlayan bir yıl oldu.
Amerikadaki pandemi sürecinin iyi yönetildiğini düşünüyor musun?
Bence, halka verilen mesajlar biraz karışık oldu. Çünkü kimisi hürriyetime kimse karışamaz istersem maske takarım, istersem takmam gibiydi. Korona sanki, politik olarak kullanıldı kimisi inandi kimisi inanamadı, bu beni üzdü . Bazı insanlar maske takmadı. Dünyanın en güçlü ülkesi olduğu halde Amerika’da ilk başlarda maske ve benzeri materyallerin doktorlara ve hastanelere yeterli olarak verilmemesi çok ilginçti.İnsanların kendi istediğine bırakıldı gibi. Evet kurallar vardı ama uygulamada halka verilen karışık mesajlar sayesinde baya karışıklık oldu. Şimdi bile bazı insanlar çok dikkatli, bazıları da umursamıyor.
Ben biliyorum ama değerli okuyucularımız bilmiyor, biz seninle birlikte Türkiye'ye gittik ve sen orada iki haftaya yakın kaldın. Neler düşündün ve neler yaşadın? Kısaca bahsetmek ister misin?
Bu ülkedeki ilk günümde insanlar tarafından çok güzel bir şekilde karşılandım. Beni kucakladılar ve çok güzel ağırladılar. Çünkü bazı ülkelerde insanlar, Afrikalı insanlara dokunmak istemezler. Özellikle, bir bayan benim elimi tutup, öpmüştü ve “Maşallah “ demişti.
Türkiyedeki insanlar bana ten rengime göre ayrımcılık yapmadı. Aksine çok güzel karşıladılar.Türkiye kesinlikle çok güzel bir tarihe sahip ve tabiki doğal güzellikleri de harika.Benim gördüğüm yerlerde iki haftalık süreçte çok eğlendim ve beğendim. Kültürü ve yemeklerini çok beğendim. Gezdiğimiz yerler arasında özellikle, Topkapı Sarayı’nı çok beğendim çünkü harika bir tarihi eserlere sahipti. Ayasofya Müzesi’ni, Süleymaniye Camii, Topkapı Sarayı’nı ziyaret ettim ve buralar gerçekten çok büyüleyici mekanlardı.
Türkiye'ye ait paylaşmak istediğin bir anın var mı?
Sabahları kahvaltı öncesi pastaneye ve fırına yürüyerek gidip, taze ekmek, simit, poğaça alıp, senin ailenle kahvaltı yapmaktı.
Özellikle, akşamları bahçede yemek yiyip, çay içmek. Ha bir de annenle vişne reçeli yapmak.
Son olarak da Kapalı Çarşı’da gezmek ve alışveriş yapmak çok zevkliydi.
Ayrılırken, Hüseyin Bey’in oğluma eşofman takımı ve diğer hediyelerini vermesi. Herkes çok güzel davrandı ve bize hediye verdi.
Tabiki akşamları Boğaz’da hep birlikte yürüyüş yapmakta listenin başında yer alır.
Ha birde oğlum Frank ile Galatasaray maçına gitmişti ve oğlumu insanlar stadyumda sanki bir ünlü gibi karşılamışlar, ve fotoğraflar çekmişler.
Türk yemekleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türk mutfağını çok seviyorum. Özellikle yayla çorbasını çok seviyorum ve artık kendim de yapabiliyorum. Türk mutfağındaki hemen hemen bütün yemekleri seviyorum.Türk mutfağı çok değişik ve lezzetli.
Uzun aradan sonra Ruanda’ya gittiğinde neler hissettin?
Çok değişik geldi çünkü herkes aynı dili konuşuyordu. Ve herkes bana benziyordu. Ailem beni çok güzel karşıladı. Birde anladım ki, ülkemdeki insanlar baya Avrupa ve Amerika kültürünün etkisi altındaydı.
Ülkende ne gibi değişiklikler dikkatini çekti?
Evet çok değişmişti. Sanki bambaşka bir ülkeydi. Benim bıraktığım gibi değildi. Çok temiz, şehir yapıları değişmişti. Yeni binalar ve yapılar yapılmıştı.
Amerika’da tek başına çocuk yetiştirmek nasıl?
Aslında kendi ülkeme göre burda tek başına çocuk yetiştirmek daha kolay. Çünkü kendi ülkemde insanlar çok ayıplıyorlar. Burada öyle değil.Gayet iyi hissediyorum kendimi ve başarılı buluyorum. Utanmıyorum, tek başıma çocuk yetiştirdiğim için.Sadece burada yardıma ihtiyacın olduğunda kendi ülkende belki ailen yardımcı olur, ama burada öyle değil , tek başınasın. Bir Afrika atasözü derki,” Bir çocuğu yetiştirmek için köye ihtiyacın vardır.” ne kadar tek başıma olsamda bu şehirdeki arkadaşlarım bana yardımcı oldular. Böylece benim çocuğumda başka kültürden ve dünyanın farklı ülkelerinden arkadaşları oldu ve bunları öğrendi. Bana yardımcı olan arkadaşlarım; Almanyalı, Koreli, Türkiyeli, Japonyalı,Hindistanlı, Pakistanlı arkadaşlarımdı ve böylece oğlum bu kültürleri öğrendi ve mutfaklarından yemek yedi. Bu da benim köyüm oldu.
Yaşadığın şehir hakkında düşüncelerin nedir?
Ben State College’i çok seviyorum. Artık buraya evim diyorum.
Gerçekleştirmeyi düşündüğün bir hayalini bizimle paylaşır mısın?
Benim hayallerimden biri göçmen kampında kadınlara ve çocuklara yardımcı olmak ve böyle bir işle uğraşmak. Ve de bir çocuk yetimhanesinde gönüllü olarak çalışmak.
Grace için Nisan ayının önemi bir başka, çünkü bu ayda Ruanda’da iç savaş başlıyor ve soykırıma dönüşüyor. Aradan yıllar geçsede,ben on yıldan fazladır kendisiyle tanışıyorum, hala Nisan ayında kendisini etkilendiğini görüyorum. İnsanlar yaşadıkları acıları, hatıraları nereye gitseler yanlarında götürürler. Ama yine de her doğan güneşle içlerindeki umut ışığı hiç sönmez. Sevgili Grace’nin hayatı da öyle. Kendi halinde oğluyla burada tutturduğu düzeninde gayet mutlu, çevresi tarafından çok sevilen bir hayatı var. Şu ana kadar onum yardım elinin uzanmadığı kimseyi bilmem çevremde. Biri de benim. Ne zaman şu gurbette bir işimiz olsa, ondan yardım isteriz. Hiç bir zaman da “hayır “demez. Kendisinin yaşadığı tecrübeler, ona çevresindeki insanlara daha çok şükretmeyi ve hayatın önemini kavramış.
Son olarak kendisine teşekkür ediyorum. Ve diyorum ki, “ İyi ki varsın Grace, iyi ki hayat yollarımızı çocuklarımızın kreş arkadaşı olması vesilesiyle kesiştirmiş!”
Sevgilerle,






Comments
Post a Comment